Son dönemlerde yaşanan gelişmeler, dünya genelinde büyük bir endişeye yol açıyor. İçinde bulunduğumuz durumun Üçüncü Dünya Savaşı’nın başlangıcı olabileceğini birçok kez vurguladık. Şu ana kadar bu savaş, çoğunlukla bölgesel vekalet savaşları şeklinde sürdürülüyordu. Ancak İran’a yönelik saldırı ile birlikte, durum yeni bir boyut kazandı ve ABD doğrudan savaşın içine çekildi. Daha önce “Ukrayna Savaşı” olarak adlandırılmış olan çatışmanın, aslında Ukrayna ile Rusya arasında değil, NATO ile Rusya arasında bir savaş olduğunu belirtmiştik. ABD, bu süreçte vekil güçler kullanmayı tercih ediyordu; ancak şimdi tablo değişti.
ABD, başlangıçta İsrail üzerinden yürütmek istediği operasyon için Avrupa ve bölgedeki müttefiklerinden yeterli destek bulamayınca, doğrudan müdahale etme kararı aldı. Diğer bir olasılık ise Türkiye, Irak ve Azerbaycan’ın savaşa dahil olmasıydı. Bu tehdit henüz tamamen ortadan kalkmış değil, ancak bugüne kadar somut bir gelişme yaşanmadı. ABD, İran karşısında beklemediği tepkilerle karşılaştı ve bugüne kadar savaşta toplam 20 hava aracı kaybetti. Bu araçlar arasında, bir erkenden uyarı uçağı olan Awacs, bir F-35 ve sekiz yakıt ikmal uçağı yer alıyor. Geri kalanlar ise F-15, A-10 ve Cobra helikopterleri.
ABD’nin kayıplarına verdiği tepki sert oldu ve İran’ın enerji altyapılarına saldırmaya başladı. İran da buna karşılık olarak, İsrail’in önemli şehirlerine roket saldırıları düzenlemeye başladı. İsrail’in hava savunma sistemleri bu saldırılara karşı etkisiz kaldı. Kısacası, savaş yeni bir aşamaya geçiş yaptı. ABD Başkanı Trump’ın “İran’ı 3-4 günde teslim alırız” öngörüsü ise gerçekleşmedi. ABD ve İsrail, İran’a saldırarak halkın ayaklanacağını ve rejimi değiştireceklerini umuyordu; fakat bekledikleri gibi gelişmedi.
Şu anki durum, son derece tehlikeli bir aşamaya işaret ediyor. ABD, İran’a büyük bir saldırı başlatma niyetini açıkladı, İran ise elindeki tüm imkanlarla karşı saldırılar düzenliyor. Eğer sonuç alamazlarsa, bir sonraki adım nükleer silahların devreye alınması olabilir ki bu, sonuçları geri dönüşü olmayan bir yıkıma yol açabilir. ABD ve İran, sıkıştıkları anda nükleer tehditte bulunma potansiyeline sahip. Türkiye topraklarındaki ABD ve NATO üsleri, Türkiye’nin savaşın bir tarafı haline gelmesine neden oluyor. ABD ve İsrail, zor durumda kaldıklarında Türkiye, Irak ve Azerbaycan’ı aktif olarak savaşa dahil etmek isteyebilir.
ABD’nin askeri operasyonları sırasında yaşanacak kayıplar, bu konunun sıcak bir gündem haline gelmesine yol açacaktır. Ancak bu durumda, nükleer tehdit de devreye girebilir. Türkiye ve Ortadoğu halkları, barış ve demokrasi güçleri, bu tehdide karşı zamanında harekete geçmezse, bölgemizi ve Türkiye’yi karanlık günler bekliyor. Emperyalist saldırganlık ve savaşı durdurmak, güncel görevimiz olmalıdır. Bu, öncelikli gündemimiz olmalıdır.